EĞİTİME YÖN VEREN KADINLAR ARTI EĞİTİM’DE!

, , ,

 

ERA Kolejleri Kurumsal İletişim Uzmanı ve Marka Direktörü Gülçin Aşkın Çetin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Artı Eğitim dergisine röportaj verdi.

 

GÜLÇİN AŞKIN ÇETİN

ERA Kolejleri Kurumsal İletişim ve Marka Direktörü

 

Eğitim yaşamınız nasıl geçti? Hangi okullardan mezun oldunuz?

Küçük yaşlardan beri, okumak, araştırmak, öğrenmek benim için bir tutkuydu. Benden bir yaş büyük ablamın okuldan dönmesini dört gözle bekler, onunla birlikte ben de heyecanla ödev yapardım. Bu motivasyonum eğitim hayatımın sonuna kadar hiç bitmedi. Öğrenci olmayı hep sevdim, hala da öğrenci olabildiğim kadar mutluyum ve öğrenme adına her fırsatı değerlendiririm. İlk ve ortaokulu İstanbul Kadıköy’de tamamlayıp, liseyi Haydarpaşa Anadolu Lisesi’nde okudum; İstanbul Üniversitesi’nden mezun oldum. Tezli Yüksek Lisansımı İstanbul Üniversitesi’nde yaptıktan sonra Pedagojik Formasyon için tezsiz yüksek lisansımı da Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yaptım.

 

Eğitim dünyasına nasıl adım attınız? Eğitim sektörünü neden seçtiniz?

‘’Öğretici ruh’’ olmak sanırım kişilikle ilgili…

İlkokul yıllarında hep sınıf başkanı seçilirdim. Öğretmenim kendisine yardımcı olarak akran öğretimi için beni sıklıkla görevlendirirdi. Daha o zamanlardan öğretmekten, yol göstermekten, yardımcı olmaktan büyük keyif aldığımı ve iç sesimin bana bir şeyler fısıldadığını duymuştum, fakat sonra çevremden duyduğum, ‘’Öğretmenlik rahat, 3 ay yaz tatilinde yatarsın, mesaiden erken çıkar evine gelirsin, tam kadına göre’’ gibi tanımlar beni hem cinsiyetçi söylemiyle rahatsız etti, hem de kapasitemi kısıtlayacak bir tehditmiş gibi algılamama sebep oldu.

 

Oysa ki ben daha aktif ve verimli olacağım bir iş yapmayı hayal ediyordum. Üniversite yıllarım boyunca bu nedenle formasyon derslerini bile almadan mezun oldum.  Üniversiteden mezun olduktan sonra yine de ilerde pişmanlık duymamak ve denemek için öğretmenliğe kısa bir süreliğine başlangıç yapmak üzere başvurularımı yaptım. Bu kısa süreli deneyim sayesinde bende bambaşka bir algıya yol açmış olan bu mesleğin kişiliğimle ve hayat amacımla ne kadar örtüştüğünü gördüm. Bu deneyim benim için çok uzun yıllar devam eden bir kariyerin başlangıcı oldu.

 

Bu süreçte mesleğimde karar kılarken kendime hayat amacımı sordum, yapmak istediklerimi ve değerlerimi sorguladım. Hayatımın sonunda geriye baktığımda bir iz bırakmak, insanlığa dokunan, insana değer katan işler yapmak ve istiyordum. İşte eğitmen olmak bana bu fırsatı veren en güzel alan olacaktı. Gerçekten anlamlı bir hayat benim için eğitimle mümkün olabilir inancıyla bu sektörü seçtiğim için çok mutluyum.

 

Yaşamınızın dönüm noktasında belirleyici rol alan öğretmenlerinizden neler öğrendiniz?

İlkokul öğretmenim, değerli hocam Zeynep Macit benim için gerçek bir öğretmen, öğretici, yol gösterici, cesaret verici, iyilik meleğimdi. O zamanlar hayalimde öğretmenlik yoktu ama onun bana kazandırdığı en büyük şey; “kendime güvenim” oldu. Düşünüyorum da, daha o yaşlardaki bir çocuk için ne kadar da önemliydi. Başaracağıma olan inancı tamdı ve bana benden daha çok güvenirdi. Benim iyiliğimi en az ailem kadar düşünen, karşılıksız emek veren ve beni destekleyen bir öğretmen olarak hayatımdaki yeri çok büyüktür. Ondan öğrendiğim en önemli şey; öğretmenlerin, öğrencilerin benlik algılarını ve kişilik gelişimlerini nasıl etkileyebildikleridir. Seçeceğim meslekten ziyade yapabileceğime olan inancımla ilerde eğitim alanını seçtiğimde zihnimdeki en doğru örneği oluşturduğu için kendisine müteşekkirim.

 

Mesleğe başlarken düşünceleriniz neydi? Bugün eğitimle ilgili neler düşünüyorsunuz?

Türkiye’de eğitim sistemine dair her dönemin kendi içinde ihtiyaçları ve beklentileri olmuştur. Bu noktada kendi eğitim aldığım dönemde gördüğüm eksiklikler ve ihtiyaçlarla bugünküleri kıyaslamak mümkün değil. Dünya çok hızlı dönüyor, değişiyor ve her dönemin ihtiyaçları da değişiyor. Bir ülkenin kalkınması ve ekonomik ivme kazanmasındaki en önemli unsurun eğitim olduğunu düşünüyorum. Eğitim adına bir taraftan inovasyon gerektiren işler varken, bir taraftan da kökten değişimlere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Şimdiye kadar yapılanlar az mı? Hiç az değil ama yine de önümüzde çok uzun bir yol var.

 

Kariyer yolculuğunuzda en çok zorlandığınız konular neler oldu ve bunları nasıl aştınız?

Eğitimin sadece meslek kazandıran bir zorunluluk gibi algılanmasından ve içinin boşaltılmasından endişe duyarım. Eğitim, çocuklarımızı hayata tam olarak ve çok yönlü hazırlamalı. Hayattan kopuk olmamalı ve gerçek Dünya’da, reelde ihtiyaç duyulan becerileri ve donanımları kazandırabilmeli. Bunun için çok geniş bir perspektiften bakmamız lazım. Günümüzde yelpazenin genişlemesi ve beklentilerin artması eğitimcileri korkutmamalı. Kendimizi kandırıp geleceğimizi karanlıklara mahkum etmemek için bugünden aydınlanmalı ve bugün verdiğimiz eğitim ölçüsünde aydınlatabileceğimizi bilmeliyiz. Daha mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir toplumun oluşması, doğru bir eğitimle mümkündür ve aslında her şeyden evvel aile içerisinde sevgi, saygı çerçevesinde başlayan eğitim ve terbiye ile yetişen bireylerle mümkün olduğunu her zaman göz önünde bulundurmalıyız.

 

Kendinizi nasıl bir yönetici olarak tanımlıyorsunuz? Yönetim anlayışlarınızı belirleyen ilkeler neler?

Kadın; güçlüdür ve tüm zorluklarla mücadele etme becerisine sahiptir. Bize öğretilmiş olan ‘’KADIN’’ , zayıf, başarısız ve erkeğe muhtaçtır. Hayır, ezberleri bozan, cesur olan ve yapıcı olandır kadın.

Kariyer yolculuğunda zorluklar yaşanabilir fakat burada önemli olan, çok basit zorluklara en azından cinsiyetçi alınganlıklar veya algılarla yaklaşmamak. Kadının doğasındaki duygusallık toplumda ne yazık ki çok büyük bir olumsuz genelleme. Duygusallık sadece kadına değil “insana” özgü bir durum olmakla birlikte olumsuz algılanması da büyük bir yanılgı diye düşünüyorum. Oysa duygusallığın kadınlara mal edilmesi ve güçsüzlük olarak algılanması iş hayatında erkeklerin genel bir savunma mekanizması gibi. Ben kendi kariyerimde karşılaştığım zorlukları kendi algımla yönetmeyi başardım diyebilirim. Sonuçta siz algınızda “zorluğa” yer vermiyorsanız karşılaşılan bir zorluktan da bahsedemezsiniz.

 

Kadınların kariyerleri boyunca maruz kaldıkları zorlukları sorarsanız erkeğe karşı sözlü veya algısal kıyasların olması muhtemeldir. Bunda da sektörel olarak bazı kadınlar daha da dezavantajlı görülebiliyor. Buna algıyı yıkan çok güzel haberleri zaman zaman görebiliyoruz. Taksi şoförü, otobüs veya servis şoförü kadınlar gibi.

 

Bugün konuşulan “yapay zeka” gündemi özellikle gelecekte erkeklerin işlerini daha çok ellerinden alacağa benziyor. Çünkü yapay zeka hala kadını çözmeyi başarmış değil hatta en zorlandığı alan bu. Bu açıdan da yapay zekanın oluşturacağı olumsuzluklara karşı kadının varlığı çok ciddi bir güç gibi görünüyor. Bu açıdan da kadınların varlığı insanlık adına sevindirici olmalı!

 

Kendinizi nasıl bir yönetici olarak tanımlıyorsunuz? Yönetim anlayışlarınızı belirleyen ilkeler neler?

Vizyonumda ekibine yön verebilen geniş bakış açısına sahip, daima kendini, ekibini ve yaptığı işi güncelleyebilen, daha yenilikçi bir yönetici olabilmek var. Bunun yanında adaletli olmayı çok önemserim. Yönetici olarak ekibini iyi tanıyarak onların yetenekleri doğrultusunda kendilerini yetiştirebilecekleri ve kariyerlerinde başarı sağlayabilecekleri alanlarda onları desteklemem sanırım eğitimci kimliğimin bir izi.

 

Eğitim dünyasında kadın öğretmenlerin sayısının çok olmasına rağmen, yönetici kadın sayısının az olmasını nelere bağlıyorsunuz?

Kadının üstlendiği roller birçok kültürde hem çok fazla hem de çok ağır. Batıya göre Türkiye’de şartlar daha zor. Çoğu kadın için annelik, ev hayatı ve iş hayatı arasındaki dengeyi kurabilmek çok kolay olamayabiliyor. Bir kısım kadınlar için bu yoğunluk ile baş etmek ve bu dengeyi kurmak mümkün olabiliyor. Bunun da kişiliklerinden kaynaklandığını düşünüyorum. Bir de daha yüksek hedeflere sahip olan ve çok yoğun bir iş hayatı ile daha fazla sorumluluk alarak mutlu olmaktan başka yol bilmeyen kadınlar var. Diğer yandan mecburi olarak iş hayatında kalan kadınlar var.

 

Kadınların iş hayatında varlıklarını sürdürebilmeleri için de desteklenmeleri gerekiyor. Özellikle çocuklara bakacak kimsenin olmayışı, kreş ve okul imkanlarının olmaması veya olsa bile zamanlarının çalışma saatlerine uymaması da kadını iş hayatından koparabiliyor. Hem kariyerine devam etmek isteyen hem de bu ekstra ihtiyaçlarının da maliyet hesabını yapan çoğu kadının aldığı ile verdiği paranın hesabını yaparak evde oturmayı seçtiğini de biliyoruz. Bu imkanların devlet tarafından daha fazla desteklendiği ülkelerde kadınların çocuk sonrası iş hayatına dönüşleri çok daha yüksek oranda oluyor. Umarım bu konuda Türkiye için de iyileştirmeler gündeme gelir. Çünkü Türkiye’de hala doğum izinleri çok kısa. Türkiye’de 16 hafta olan ücretli izin dönemi gelişmiş ülkelerde neredeyse 50 hafta. Doğum sonrası zorunlu işe dönüş zamanından çocuğun devlet tarafından kreşe başlama yaşı arasında 5 sene var. Ücretli izindeki ücretlerse bugünkü ekonominin içinde çok düşük kalıyor.

 

Kadınların eğitim dünyasında ve toplumdaki konumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Neler öneriyorsunuz?

Kadınlar; duyarlılıklarının, detaycı bakış açılarının ve yüksek empati becerilerinin avantajları ile toplumun her alanında daha fazla yer almalılar düşüncesindeyim. Kadınlar gerçekten çok üretken ve farklılar. Neden bu üretkenlikleri ile topluma ve hayata daha fazla değer katmasınlar? Çoğu kadın bu farklılığının farkında değil ve cesareti yok. Oysa her kadının elinden gelen en az bir becerisi olduğuna eminim. Bunun için ben de kadınları yaşamın her alanında desteklemek üzere olabildiğim her platformda var olmak isterim. Kadının bilinçlenmesi yetiştireceği çocuklardan başlayarak tüm topluma bir katma değer oluşturacaktır. Üreten toplumlar olmak için kadınlara da en az erkekler kadar ihtiyaç var. Ben hala ne siyasette, ne sivil toplumda ne özel sektörde yeteri kadar kadının yer almadığını düşünüyorum. Umarım ülkemizde de kadınları destekleyen projeler artar. 2023’te devletin kadın istihdamını %43’e yükseltme hedefi var, kadınların istihdama katılmasına dair projelerin artarak sürdürülmesini umuyorum. İşkur kayıtlarına göre 2018 ve 2019 Ocak dönemi karşılaştırmasında kayıtlı iş gücü artışının kadın sayısında daha fazla olduğu görülüyor. Bu çok umut verici. Bence kadınların umutları gözden kaçırılmamalı, onların umudu bir çocuğun umuduna, o da dünyanın umuduna kapı açacaktır.

 

Tüm kadınların 8 Mart Kadınlar Gününü sevgiyle kutlarım…