DERSLERİ KODLAMA İLE BİR OYUN HALİNE GETİREBİLİRİZ

Bilişim Teknolojileri Öğretmeni Gamze Altun, pek çok kişinin anlamakta zorlanacağını düşündüğü kodlama dünyasını öğrenciler için çok basit ve eğlenceli bir hale getiriyor. Bunun farklı dersler için de nasıl etkili olduğunu ve yöntemlerini şöyle anlatıyor:

“Bilgisayardan korkmayın. Bilgisayarı yapan kişiler insanlar değil mi? Peki neden yaptılar? Bizlerin hayatını kolaylaştırabilmek için tabii ki… Peki, biz bilgisayarı ondan korkarak, ona hakim olmayı bilmeyerek kullanırsak nasıl hayatımızı kolaylaştıracak?”

Bu cümleler, öğrencilerime vermeye çalıştığım bakış açısını ifade ediyor. İlk dersimde onlara bu cümleleri söyledim. Son dersime kadar da söyleyeceğim. Çünkü biz sınıfımızda “Ben bilmiyorum, yapamadım, yapamayacağım” gibi ümitsiz cümleleri kurmuyoruz. Hayatımızı kolaylaştırmak için yapılmış bir teknolojik cihaza hükmedemeyecek kişiler değiliz! Ona istediklerimizi yaptırabiliriz. Ve belki bir gün hayallerimizi onunla canlandırabiliriz.

Örneğin, “Kodlama nedir?” diye çok düşünmemize gerek yok. Bilgisayara bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz. Onunla konuşuyoruz. Ama sadece onun anlayacağı dilden… Benim için kodlama demek, vermek istediğim bakış açısını oturtabilmek için onlara bilgisayara hükmetmeyi öğretmek demek.

Gözlerinde büyütmelerini engellemeliyiz!

Biz kodlama dillerinin bazen insanı çok zorladığını ve ‘kafa yakmak’ dediğimiz olayı gerçekleştirdiğini biliyoruz. Amacımız onlara ‘kafa yakan’ programlama dillerini öğretmek değil, programlama mantığını öğretmek.

Çoğu öğrencinin matematik dersinde başarısız olmasının sebebi ondan korkmasıdır. Çünkü etrafındaki insanlar genellikle matematik dersini çok zor, yapabilen kişiyi de çok zeki gibi anlatır. Eğer öğrencide ‘Ben çok zekiyim’ algısı yoksa, yapamayacağını düşündüğü matematikle uğraşmaz çünkü onun için bu iş ona göre değildir.

Eğer siz de kodlamayı onların gözünde büyütürseniz “Off matematik yetmezmiş gibi bir de bu çıktı başımıza” tepkisiyle karşılaşabilirsiniz. Düşünemeyen bir bebeğe anlatır gibi hayal edin. Mehmet Kurt’un PC World dergisinde yazdığı algoritma yazmayı öğreten yazısını incelemiştim. Yazının başında “Bilgisayar düşünür mü?” sorusunu soruyor. Ve tabii ki cevap da ondan; “Hayır! Öyle bir şey yok. Düşünmez ama unutmaz.”

Derste olduklarını fark etmeyecekler!

Algoritma yazma çalışmalarına bir hedef yere varmakla başladık. Bunu nasıl yapacaklarını sorduğumda “Hedef yere gidin!”, “Yürüyün”, “Koşun”, “Uçun”, “Hocam işte gidin ya” komutlarıyla karşılaştım. Peki, nasıl bir soru ile ayrıntılı düşünmelerini sağlayabilirdim?

“Bilgisayara vermek istediğiniz komutları yeni doğmuş ama söyleneni yapmayı muktedir eylemlerden bir haber bebeğe öğretecek tarzda ifade edebilir misiniz” dedim. Bu soruyla birlikte akıllarına hemen kardeşleri, tanıdıkları geliyor. Tanıdıkları bir bebeği hayal edip artık komutlarınızı bile sorgular hale geliyorlar. “Aaa hocam olmaz ki, bebek onu yapmayı nereden bilsin” tepkileri başladığında yüzünüzde küçük tebessümler belirmeye başlıyor.

Bırakın onlar oyun oynadıklarını sansınlar. Derse geldiklerini fark etmek zorunda değiller. “Benim bildiğim çok güzel bir oyun var. Bu ders onu oynayalım mı?” diyerek bile derse başlayabiliriz. Code.org, Scratch, Codemonkey vb. uygulamalarını yaparken derste olduklarını hissetmek zorunda değiller. Bırakalım sadece oyun oynadıklarını sansınlar.

Nasıl oyunlaştırdım?

Dersi oyunlaştırabilmemiz için biraz gözlem yapmamız yeterli oluyor. Örneğin; okulumuz öğrencilere tangramlar dağıttı. Onu yapmak için çok uğraştıklarını, birbirleriyle yarıştıklarını fark ettim. Kendi sınıfıma da tangram aldım. Öğrencileri iki kişilik gruplara ayırıp iki kişiye bir tangram verdim. Aralarından bir yazılımcı seçtim. Yazılımcımızın gördüğü, diğerlerinin görmediği bir tangram modeli belirledim.

Yazılımcı olan öğrencimiz önündeki tangram modelini arkadaşlarının en iyi anlayabileceği şekilde anlatmaya çalıştı. Diğer öğrenciler ise yazılımcının verdiği komutları en iyi şekilde anlayıp uygulamaya çalıştılar. Dersin sonunda en iyi komut vereni ve komutları en iyi anlayanı seçerek pekiştireç olarak çikolata ikram ettim.

“Bakın arkadaşınız size çok iyi komutlar vermediğinde onun istediklerini yapamadınız. E siz bilgisayara iyi komut veremezseniz o nasıl yapsın?” diyerek yaptığımız uygulamanın amacını da mantıklarına oturtarak uygulamamızı sonlandırdık.

Kodlama sadece Code.Org’da arıyı, aktörü hareket ettirmek değildir. ‘Kodlama kafası’ her yerde! Madem komut vererek arıyı, aktörü hareket ettirebiliyorlar o zaman kendilerini de hareket ettirebilirler. Kodlamayı günlük hayatlarına taşıyın. Ezbere yapar gibi düşündükleri hareketleri yaparken bile kendilerine komut verdiklerini hayal etmelerini sağlayın. Örneğin resimdeki kodu sınıf kapılarına yapıştırın. Sınıf kapısını açarken bile kodlama kafası ile hareket etsinler.

Nasıl yönlendirebiliriz?

  • Matematikte 2X2=4’tür. Öğrenciler bunu değiştiremez. Sadece bunu bilir ve bunu yapar. Ama çok şanslıyız ki bizim dersimizde bu böyle değil. İhtiyacımız olan şey, onların hayalleri ve ‘kodlama kafası’dır.
  • Hayal kuramayan bir çocuk olamaz, köreltildiği için hayal kurmayı unutmuş bir çocuk olabilir. Onları köreltmeyelim.
  • Tanıdıkları insanların hayretlerini görmelerini sağlayın. Oyun oynadıklarını hissederek ürettikleri hayallerini ailelerine, arkadaşlarına anlatmalarını sağlayın. Kodlamayı bilmeyenlerin verdiği hayret tepkileri, onlara yaptıkları işi daha çok yapma isteği uyandıracaktır.
  • Kodlama ile tanınmış iş adamlarının hikayelerini anlatın. “Hocam biz bu öğrendiklerimizi ne yapacağız?” diye soran öğrencilere örnekler sunun. “Mark Zuckerberg’i tanıyor musunuz?” diye konuya başlayıp Facebook’u bir yurt odasında arkadaşıyla kodlayarak yaptığını anlatan örnekler verin. Onlara ispat sunun.

 

Emre’nin Hikayesi

(Öğrenci hakları gereği hikayenin ana karakteri olan öğrencimizin gerçek adı kullanılmamıştır. Emre, temsili bir isimdir.)

Emre, genelde derslere geç kalan, kantinin en kıymetli müşterisi olup sürekli tost yiyen, okula sadece tost yemek için geldiği düşünülen bir öğrencimizdir. Ben de tamamen bu düşünce tarzındaydım. Ama bir derste böyle düşündüğüm için çok üzüldüm. Neden mi üzüldüm? Çünkü fark ettim ki Emre’yi körelten, onda derse gelme isteği uyandırmayan bizlermişiz. Emre’yi fark ettiğim ders ilk dönem ortalarına doğru QR kod ile hazine avı etkinliği yaptığımız dersti. Emre QR kod ipuçlarını bulabilmek için bütün sınıfı alt üst etti. Ve bana “Hocam ne olur bir sonraki derste de bundan yapalım” diye ısrar etti. Onun bana o cümleyi kurarken ki istekli hali, sınıfın içerisinde yarışı kazanabilmek için gösterdiği mücadele benim sessiz olan ve öğretmenler tarafından ümit kesilen öğrencilere bakış açımı tamamen değiştirdi.